İclal Aydın: Bileğimi kesemediğimde saçımı kesiyorum

adminMagazin0 Yorum 153 Kez Okundu6 Ağustos 2012

İclal Aydın: Bileğimi kesemediğimde saçımı kesiyorum

Köşe yazarı, oyuncu, televizyoncu İclal Aydın, FOX TV’de başlayan ‘Aşkın
Halleri’yle ekranda.

Akşam gazetesinden Elif Aktuğ, yeteneği kadar güzelliğiyle de gündemde olan Aydın’la, ani bir kararla kestirdiği saçlarını, yeni imajını ve usta
oyuncularla bir arada olduğu diziyi konuştu.

İşte o röportaj

“BİLEĞİMİ KESEMEDİĞİMDE SAÇIMI KESİYORUM”

Saçlarını neden kestirdin arkadaşım, yeni proje için mi yoksa sıkıldın mı sadece?
Saçlarımı dokuz ay önce kestirdim. Çalıştığım gazete için Berlin’de
Başbakanlığın düzenlediği bir toplantıyı takip ediyordum. Uzun saçlarımı
çok seviyordum biliyorsun ama ruh halimin çok da iyi olmadığı bir
dönemde, “Bu ne yahu” dedim kendi kendime. “Bakımı ne kadar zor. Bir
oraya koştur, bir buraya koştur. Ne oluyor böyle?” Berlin, ilk gençlik
yıllarımın geçtiği şehirdir. Orada o yıllarda belime gelen saçlarımı ilk
kez kestirdiğim kuaföre gidip saçlarımı kestirdim. Sonra da koşa koşa
yarım bıraktığım toplantıya döndüm. Aslında sahnedeki tek kişilik
gösterimde “Bileğimi kesemediğim durumlarda saçımı kesiyorum” diye
şakasını yapıyorum bu durumun ama itiraf etmeliyim ki bir parça
gerçeklik de taşıyor. Saçlar benim için kadınlığın önemli
sembollerinden… Kadınlığıma duyduğum kırgınlık tavan yaptığında galiba
saçlarıma kıyıyorum…

“BEN GAZETECİ DEĞİLİM”

Bir televizyon programında “Gazeteci olduğum için uzun saçlı olmamam gerekiyordu” dedin mi? Sıralaman nedir hayatta, hangisi önce gelir; gazeteci, oyuncu, programcı, yazar?
Yaptığım şakaların karşıma çivili odun halinde çıkmasından bıktığım anlar oluyor… Sence de bir insanın bir parçanın ötesinde aptal olması gerekmez mi böyle bir cümleyi cidden kurabilmesi için? Birincisi ben gazeteci değilim. Oyunculuk da yapan bir yazarım. Ya da yazı da yazan bir oyuncuyum. Veya tanımsız bir cisim olarak 21 yıldır gösteri ve medya dünyasında bir alan kaplıyorum. Sözünü ettiğin şey Müge ve Gülşen’in programında sarf ettiğim “Berlin’de bir sabah uyandım, bir kimlik çatışması yaşadım, bu ne kardeşim kimim ben, Başbakan’ın peşinde bir gazeteci miyim, saçlarını savuran bir artist miyim, neyim” gibi bir cümleydi. Aşağı yukarı böyle bir cümleydi. “Eğer gazeteci olduğum için uzun saçlı olmamam gerekiyordu” diye bir cümle çıktıysa ağzımdan, beni 5N1K’da canlı yayında taşlayın.

Kadınlar neden hep güzel, bakımlı, hoş, genç olmak zorunda; bunu
kendimize neden yapıyoruz? Erkeklerin işine gelmiyor mu yaptıklarımız?
Her şeyden suçluluk duymaktan, her olumsuzluk için hemcinsimizi suçlamaktan bıktım biliyor musun… Bak, ben farklı alanlarda iş yaparak istemediğim çok şeye “Hayır” diyebilmenin lüksünü yaşıyorum ama bu arada içim içimi yiyor elbette. İstemediğim işi yapmıyorum ama bir şeyleri de kaçırıyor muyum yoksa? Yıllar hızla ilerlerken oyuncular dünyasında erkek yıldızları sabit tutuyor ama kadınları o kadar hızlı harcıyor ki… İki üç yıl da bir bakmışsın gencecik kadınlar
kendilerinden üç dört yaş küçük adamların annelerini oynuyorlar. Birkaç yıl sonra şansları varsa, kendilerine ve özel yaşamlarına iyi bakmışlarsa da ‘Valide Sultan’ oluyorlar…

Peki, bizim seni beğendiğimiz kadar sen de kendini beğenir misin?
Ah sizin beni beğenen güzel gözlerinizi seveyim ben Elif Hanımcığım. Ben de sizi çok beğenirim biliyorsunuz. Bak o gözleriniz ayrı, boyunuz posunuz ayrı hoştur. Bu bölümü sakın çıkarma, vallahi gücenirim! Kendimi bazen beğenirim. Çok nadir olur ama bu. Çok acımasız davranırım kendime. Kötü bir alışkanlık. Başkalarından gelecek kötücül yorumlara karşı ön hazırlık belki de.

“UZUN SİYAH SAÇLARIMI ÇOK ÖZLÜYORUM”

İyi bir şey mi bu acaba?
İyi bir şey değil. Bırakmam gerek. Şimdilerde uzun siyah saçlarımı çok özlüyorum… Ama kendimle en iyi geçindiğim bir dönemdeyim. Aynaya baktığımda huzursuzluğum yok… Ama yüzüme, bedenime çok özen gösteririm. Spora, bakıma, vakit ayırırım. SPA’lar en sevdiğim ve sık ziyaret ettiğim yerlerdir. Ayrıca vücut ve yüz bakımı konusunda en yeni, en iyi yöntemleri takip ederim. Belki biraz iddialı bir şey olacak ama Türkiye’nin alanlarında en iyi uzmanlarının, hekimlerinin numaraları benim cep telefonumda kayıtlıdır. Birini çok seversem hediye olarak bu numaraları verebilirim… Şaka yapıyorum… Belki de yapmıyorumdur. Şaka tabii ki… Değil! Sana verebilirim. Ama ihtiyacın yok.

Sanki senin ihtiyacın var! Peki, kendini bir proje olarak görüyor musun? İclal ile İclal Aydın ayrı insanlar mı?
Kendimi bir proje olarak gördüğüm yıllar oldu. Bütün yaşamımı akıllı çok yüksek bir bina gibi inşa etmeye çalışıyordum. Hem konforlu hem manzaralı hem şu hem bu… Çok çalışıyordum. Kariyerim hayatımın omurgasıydı. Yaşamak değildi amacım. Çalışmak için, o projeyi parlatmak, onaylanmak için yaşıyordum. Her şey dâhil bir hayatım olsun istiyordum… İtiraf etmeliyim; çok yorucuydu. Buna bütün kalbimle inanıyordum üstelik. Tehlikeli olan da buydu belki de. İnançlı olmam yani. Sonra o inancımda çok feci bir kırılma, çok ciddi bir sarsılma
oldu. Proje çöktü… Ne kadar iyi oldu bilsen. İclal sağ çıktı içinden ‘Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken’ isimli kitabım o enkazın altından çıkmaya çalıştığım döneme aittir. Bir milattır benim için. İstanbul sokaklarında, dünyanın çeşitli ülkelerinde, bilmediğim caddelerde bir başıma kilometrelerce yürüyerek kafamdaki sorulara ve hayal kırıklıklarıma yanıtlar aradığım bir dönemde yazdığım yazılardan oluşur. Evlerin içindeki hayatları merak ederdim. Nasıl yaşıyorlar, nasıl dokunuyorlar birbirlerine? Nasıl gidiyor bu hayatlara birinden bir diğerine? Sonra ışıklar yandı, ışıklar söndü. Gün doğdu… Akışına uymaya çalışıyorum hayatın ve hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Bilmem soruna açık bir yanıt verebildim mi?

“HALA ‘TÜH’ DEDİĞİM ŞEYLER VAR”

Hem de nasıl! Kabul etmediğin ve pişman olduğun bir iş oldu mu?
Evet… İnatlaştığım için sonrasında “Ya keşke daha efendi bir çocuk olsaydım Allah’ım” dediğim işler oldu elbette… Yanlış anlaşılmalar yüzünden restleştiğim yapımcılar oldu, bazen aklıma geldiğinde hâlâ “Tüh” değim şeyler var. Ama isim vermemi isteme…

Kulağıma söyle bir ara! Yeni projeyi nasıl kabul ettin, ilk ne etkiledi seni?
Projeyi kabul etmeme neden olan öncelikle yapım şirketinin sunumu, kararlılığı ve genel koordinatör Cemile Pınar ile yönetmenim Ebru Yalçın’ın inancıydı. Biri Twitter’da “Bu ne yahu Şampiyonlar Ligi gibi kadro” yazmış. Bayıldım. Evet, aynen öyle. Metin Akpınar, Haldun Dormen, Güven Kıraç, İpek Tuzcuoğlu, Ayşe Erbulak, Mehmet Ali Kaptanlar..

İpek, çok sevdiğim bir arkadaşımdır. Güven’le bayılıyoruz birlikte oynamaya. Haldun Abi dersen, yaşamını anlattığı “Sürç-ü Lisan Ettikse Affola” ile, okuyup da tiyatroya gönül düşürmeme neden olan kitaplardan birinin sahibidir… Metin Akpınar dediğinde zaten koridorda görünce duruyorum. Onunla oynamaya davet edilmek bir onurdur. Büyük bir iyi niyetle başladık işe umarım, iyi gider.

“HARIL HARIL SİNEMA FİLMİ YAZIYORUM”

İnşallah. Senaryo yazmayı denedin mi?
Birkaç kısa tiyatro oyunum var. Kim bilir nerede? Yakın arkadaşım Elif Dağdeviren’le bu bahar New York’ta şahane kararlar aldık. Ben son kitabım üzerine çalışmak için biraz buralardan uzaklaşmak istedim. Manhattan’da bir küçük daire tuttum. Son 10 gün Elif de geldi. Bir “üretimevi” gibi bir çatı altında ortak çalışmaya karar verdik. Bugüne kadar yapmadığımız hataydı. Şu anda harıl
harıl bir sinema filmi yazıyoruz.

Komedi de melodram da şahane oynarsın bana kalırsa ama gönlünde nasıl bir kadın yaratmak var?
Gönlümdeki kadınların hepsinin karanlığına bir girip çıktım, renklerine, dumanlarına bulandım desem… Neşeli kadınlar oynamayı seviyorum. ‘Aşkın Halleri’ndeki Asiye’ye bayılıyorum mesela… Duygusu dışarıda bir kadın. Beni güldüren insanları sevdiğim gibi insanların yüzünü güldürmeyi de severim.

Oynamak, hayatın yükünü azaltır mı omuzlarından?
Ama nasıl… Geçenlerde… Bir gece, ki sen bilirsin ben aslında ne gazeteciler ve yazarlar dünyasının içine ait biriyim, ne de oyuncuların… Ne Cihangir’de yerim var, ne Taksim’de… Ne Beyoğlu çocuğuyum, ne Nişantaşı… Yakup’ta da masam yoktur Karga’da da…. Neyse… Geçenlerde bir gece, zorunlu bir medya kalabalığına girip çıktım. Sonra eve geldim. Yattım uyudum. Sabah kalktım. Nasıl moralim bozuk sana anlatamam ama bir türlü nedenini bulamıyorum. Yahu ne oldu bana? Niye kötüyüm ben böyle? Öğleden sonra sete gidip, peruğumu takıp,
kostümü giyip, kameraların önüne geçtiğimde anladım. Bir gece önce o kadar çok yalana eyvallah etmiş ve eşlikçi olmuşum ki… Artık tahammülüm kalmamış aslında. Kendime çok kızgınmışım meğer. Yüzleyemediğim için adamın söylediklerini, içim içimi yemiş. Orada olmak istemiyormuşum. Ve bir şeyi daha fark ettim, rol yaparken o perukla filan, aslında o kadar dürüst ve sahici bir iş yapıyordum ki ben.

“HÜLYA İLE ARAM ÇOK İYİDİR”

Altın Portakal, Oscar, ne bileyim Altın Aslan hayalin var mı; Hülya Avşar’la aran nasıl?
Benim öyle büyük bir ödül hayalim yok ama bir gün kucağımda şahane bir
palmiye, portakal, Oscar olsa kötü mü olur? Neden olmasın? Hülya Avşar’a gelince… Hülya ile aram çok iyidir. Sık telefonlaşmaz, sık görüşmeyiz ama karşılaşmalarımız sahici bir saygı ve sevgi içerir. Olmadığı bir kadını olmuş gibi satan biri değildir Hülya. Tek başına bu sektöre kurallar getirebilen, çalışma saatlerini yapımcılara dayatabilen ilk stardır.

Çocuğunu emzirirken süt saatinden, televizyon için çalışırken sekiz saat sınırından ilk bahseden Hülya Avşar olmuştur. İş disiplini, sadeliği, çalışkanlığı tartışmaya açık değildir bence. Kimse zorlama bir tartışma açmasın. Jüri başkanlığı Hülya Avşar’a ikiyüzlü ve kibirli yaklaşımların çok gördüğü değerin bu kadar geç verilmesinin gecikmiş bir özürüdür bence.

“DOKUNMA BANA, YANARSIN!”

Kendini tanıdın mı yeterince; hâlâ bir kız çocuğu var mı içinde?
Kendini tanımak ciddi bir zaman, emek ve uğraş… Kendimi tanıyabilsem
ne kadar emin olacağım bütün kurallarımdan, yaptıklarımdan. Ama ben
kendimi henüz yeni tanıyorken birinin karşıma geçip, “Sen şöylesin sen
böylesin” demesi beni benden ediyor… Herkesi beş dakikada tanıyabildiğini düşünen densiz yargıçların ötesinde bir de sevmeye niyet ettiklerim oluyor ki… Onlar da bu önyargıyla oturdu mu sohbete… Bak o zaman en katı kuralımı söyleyeyim sana: Dokunma bana, yanarsın!

Kızının seni şaşırttığı oluyor mu, nasıl bir çocuk, sana benziyor mu?
Çok şaşırtıyor. En son sesinin güzelliğini keşfettim. Ve söylediği şarkıları… Her yeni gün yeni bir sürprize gebe… Sanıyorum birkaç yıla en iyi arkadaşım olacak. İnşallah…

Çok defa ev değiştirdiğini biliyorum, bir yere ait olmak mı zor geliyor sana?
Ölüm korkusuymuş… Ölüm korkusu olanlar ya bir yere kök salar, eşya yığarlarmış ya benim gibi oradan oraya konarlarmış… İnsanoğlu başka ne yapacak ki? Bir gün öleceğini biliyorsun işte… Şimdilik buradayım…
Şimdilik…

Etiketler: , , , , ,

İclal Aydın: Bileğimi kesemediğimde saçımı kesiyorum Hakkında Yorum Yaz

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.